ODUNUN KURUSU SUYUN DURUSU

Oduna giderken köyden kuşluk vakti çıkar, oğul uşak, öküz eşek yola revan olurduk. Erken çıkan yol alır, erken evlenen döl alır misali gün ensemizi kızdırmadan yokuşa vurup uçsuz bucaksız ağaç denizine dalıverirdik. Ormanın gün vuran yerlerinde sabah çiğinin buharı göğe yükselirken değişik şekillere girer, masal dünyasının figürlerine dönüşürdü. Gün görmeyen yerler ise yağmur yağmışçasına ıpıslak dururdu.  

 

Her adımla biraz daha uzaklaştığımız Yazı Köyü’nün gittikçe küçülen evlerini, harmanları, tarlaları iki de bir geri dönüp seyretmekten tuhaf bir keyif duyardım. Kayın ormanının bitimiyle çam deryasına dalarken köy temelli  kaybolur, gökyüzünden gayrısı görünmez olurdu.  

 

Özbel yaylasını aşıp ormanın derinliklerine girdikçe çamların, köknarların uğultusu daha bir artar, iki yana salınan ulu ağaçlar anlaşılmaz bir dilden durmaksızın homurdanırdı. Dağın yücelerine çıktıkça, gökçeoğlak kuşunun;  “ oğul oğul gitti gitti”  çığlığı, dağ güvercinlerinin boğuk sesleriyle içimdeki ürperti büsbütün artar, babama daha bir yaklaşırdım.

 

O ise dost hanesine konmuş itibarlı konuğun rahatlığı içinde yolun önünü ardını, etrafı kollayarak yürürken ormanla karşılıklı tek kelam etmeksizin süren derin bir sohbetin hazzını yaşardı. 

 

İlk gördüğünü baltasıyla devirmeyip, ağaç denizi içinde odunluk ağaç arayan babama çok kızardım. Tahsin Çavuş’la yan yana yürürken farklı düşlerin, başka  alemlerin insanları olarak birbirimize ne kadar uzaktık. Ben tez elden hazırlanacak odunla ikindiyi bulmadan köye inip, gün batımına kadar harmanlarda koşup oynamayı düşlerdim.  Babamsa daha köyden çıkarken tasarladığı yere gelmeden asla mola vermezdi. Ormanın, doğanın onun için ne anlama geldiğini bilemediğim deli toy yıllarımdı. 

 

Babamın öküzlere oha, eşeğe çüş demesiyle menzile ulaştığımızı anlardım. Yükümüzü indirip azığımızı hayvanların uzanamayacağı bir dala astıktan sonra azıcık soluklanırdık. Kısa süren molanın ardından Tahsin Çavuş etrafı kolaçan etmeye başlar, behlediği ağaçların etrafını dolanır, dipten doruğa inceler, baltanın tersiyle hafiften vurduğu ağaca kulağını yapıştırıp sesini dinlerdi. O günkü kısmetimiz gövdesini, dallarını, kabuğunu iyice gözden geçirip elle de muayene ettikten sonra belli olurdu. 

 

Babamın ağırkanlılığı, sakinliği, ağaçları hekim misali muayenesi beni hepten  usandırırdı. Ormanı yüzlerce yıldır ayaklarının basmadığı yer kalmamış Yörük atalarının kutsal mirası bellediğini bilemediğim yıllardı.  Hastalıklı, vadesi dolmuş, öz suyu çekilmiş ağaçlara ayağın kuru denir. Tanrının toprağa salıp can verdiği ağaçlar gün gelip ömür tamam olunca  ayakta ölürler.  Tahsin Çavuş gibilerin ayağın kurulara doğanın hükmünü icra edip bir çeşit defin merasimi yaptığını anlayabilmem için  epey zaman geçmesi gerekiyormuş. 

 

Ayağın kuru da olsa ağaç baltaya direnir, her vuruşta çıkardığı inilti ormanın yankısıyla büyüyerek geri dönerdi. Son darbede inilti büsbütün yükselir, diğer ağaçlara çarparak yıkılırkenki feryadı ayaktakilerle yaslı figanlı bir helalleşmenin yerine geçerdi.  Yıl yıla ulandıkça başı göğe erecek gibi hep yukarıları gözleyen ağacın yerle ilk buluşması çok acı olurdu. Gövdesiyle, dallarıyla gacırdayarak ilk düşüşün ardından ortalığı kaplayan toz duman arasında sanki yeniden ayaklanmaya çabalardı. Birkaç yekinmeden sonra olduğu yere sessizce uzanır, kadere rıza gösterip kendisini  Koca Çavuş’un baltasına teslim ederdi.

 

Babam balta sapıyla ölçtüğü ağacın gövdesini  öküz arabasına yüklenebilecek parçalara ayırırdı. Eşeğin hakkı ise ağacın dallarıydı. Tahsin Çavuş öküzün, eşeğin harcını bilir, taşıyabileceğinden fazlasını asla yüklemezdi. 

 

Öküzlerin, eşeğin yükünü ayrı ayrı istifledikten sonra azığı indirip yer sofrasını kurardık. Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar misali, öküzlerin, eşeğin yemini, samanını ihmal etmez, Tanrının verdiğini hakça paylaşırdık. 

 

Ocağımızı yakıp, bacamızı tüttürecek hane hakkımızı teklifsiz verip bizi gözü tok ev sahibi misali uğurlayan ormanla helalleşip yola çıkardık. Dönüş hep yokuş aşağı olurdu. Yükünü almış eşeğimiz, koşulu öküzlerimiz köyün yolunu gözü kapalı bilirlerdi. Zifiri karanlığa kaldığımızda bile o şaşmaz sezgileriyle yoldan milim ayrılmadan, erinip yüksünmeden yüklerini menzile ulaştırırlardı. 

 

Yazı Köy harmanlarında cirit atma hayalim İkipoyralı’ya, Tokmaklı’ya varmadan sona ererdi. Bakacak doruğundan aşağı sarkarken Çoban yıldızının ardından diğerleri de ışımaya başlar,  çocuk gözümde ağaçların kimi kurda, kimi boz ayıya dönüşürdü. Babam her zamanki sükuneti içinde öküzlere “gah” eşeğe “çüş” diyerek yola devam eder, korkumun farkına varmamış gibi davranırdı. 

 

Çölmekçiler yokuşundan aşağı sarkarken Yazı köyünün cılız ışıkları görünmeye, köpek havlamaları duyulmaya  başlardı. Yanan ocakların duman kokusu burnumuza kadar gelince acıktığımı hisseder, anamın sıcak ekmeğini, oğmaç çorbasını düşlerdim. Hayvanlar da köye yaklaştıkça gayrete gelir hızlanırlardı. Onlar da can taşıyorlardı. Çift çubuk öküzün boynuzunda döner, ekimden dikime, sürümden ambara her iş onların boyunlarına binerdi. Ocağımızın, evimizin emektarlarının yemine samanına, nalına mıhına durmak ta bize düşerdi. Bundan gayrısının nankörlük olduğunu her köylü bilir, sofradaki ekmeğinin aşının emektarının hakkını bir tamam gözetirdi.

 

Köyün üst başından girdiğimizde anam çoktan aşağı inmiş, kardeşlerimle geliğimizin kapısını açmış olurdu. Önce eşeğin yükü yıkılır teri soğumadan semeri alınmazdı. Öküzlere oha dedikten sonra boyunduruktan boşandırılır, biraz soluklandıktan sonra oluğa suya götürülürdü. Hayvanlar ahırda yerlerine bağlanıp, samanı katığı verilmeden yukarı çıkılmazdı.

 

Dünyanın en güzel yemeği herkes için  anasının yemeğidir. Oğmaç çorbası olsun,arpa yarması olsun o mübarek ellerin yaptığı aşımızı, ekmeğimizi keyifle yerken daha sofradan kalkmadan uyku omuzlarıma çöker, gözlerim kapanamaya başlardı. Sofradan döşeğe zor gider, uzanır uzanmaz Zümrüdüankanın kanadına  atlayıp Kaf dağının ardındaki düşler alemine dalardım. 

 

 

Av. Hüseyin Özbek - 27 Nisan 2016

Eserler/Kitaplar

İŞGAL MECLİSİNDEN KURTULUŞ MECLİSİNE TERMİNOLOJİK ALIŞKANLIKTAN DÜŞÜNSEL TUTSAKLIĞA TÜRKLERİN KADERİNİ DEĞİŞTİREN “KADERİN ADAMI” Yüz yıllık Onur MİLLİ KURTULUŞUN GAZİ MECLİSİ BİR İHANET KRONOLOJİSİ RUSLARIN KILIÇ HAKKI NE ZAMAN İBADETE AÇILACAK TEKALİF-İ MİLLİYE DEVLETTEN PARA ALMAYAN ADALET BAKANI SURİYELİLER NASIL KALICILAŞTIRILIR MANDADAN EVVEL İSTİKLAL Utancı Anıtlaştırma KUVVETLER AYRILIĞINA DÖNÜŞ İHTARI GÜLE GÜLE ÇAĞDAŞ NASREDDİN HOCA BENİ BURAYA GÖMÜN OĞLUM ÜŞÜR İKİNCİ SARISÜLÜK CİNAYETİ LOZAN ANTLAŞMASI'NIN 92. YILDÖNÜMÜ PROVASI YAPILAN ŞAHADET ŞAM’DA CUMA NAMAZINDAN ANKARA’DA CENAZE NAMAZINA 9 Haziran’da İnebolu’da olmak 7 HAZİRAN SEÇİMLERİ ÜZERİNE TÜRK SOLUNU SİYASAL KÜRTÇÜLÜĞÜN MARABASI YAPMAK SON UMUDUMUZ ANZAK BEYAZ PERDEDEN SIKILAN TAŞNAK KURŞUNU SÖMÜRGE SOLUNUN TURNUSOL KAĞIDI Ters Orantılı Etnik Denklem Türk Kalesi Yıkılırken MAĞDURİYET Mİ HUKUK TANIMAZLIK MI ORTA OYUNU ORTADAN KALDIRILIRSA SÖMÜRGE EKONOMİSİNİN SÖMÜRGE HUKUKU FLAMAN`IN KOYUNU SONRA ÇIKAR OYUNU ANAVATAN AHISKA VATAN TÜRKİYE AYDIN DOGAN MEDYADAN ÇEKİLİRKEN ŞEHİT KAYMAKAM KEMAL BEY PREVEZE Mİ İNEBAHTI MI TÜRK KOVULUNCA GERİDE TÜRKİYE KALIR MI ÜÇÜNCÜ TAŞNAK TAARRUZU TAHSİN ÇAVUŞ `UN ÖLDÜĞÜ GÜN KEREM`İN DÜDÜĞÜ AMA ÖLMEMİŞ DEĞİL Mİ BABA SEN ÇÜRÜMENİN RESMİNİ YAPABİLİR MİSİN ABİDİN? Kürdistan bayrağını göndere ve sineye çekenler –çektirenler – üzerine fütürist bir deneme İMAJ BOZULMASI YA DA “EROL TAŞ” LAŞTIRMA HÜSEYİN MASKELİ YEZİTLİK Ya da ALMAN ALEVİLİĞİ İHTİHAR BELGESİNİ YIRTAN MECLİSTEN ARDINDA İNTİHAR MEKTUBU BIRAKAN MECLİSE SENİN VATANIN NERESİ ? KIRIKÇI İSMAİL AĞA ÜÇÜNCÜ BALKAN BOZGUNU DAYATMASINA HAYIR MANİCİ BAŞI LOZAN ANTLAŞMASI `NIN 93. YILDÖNÜMÜ GÜL DESTİ GÜLÜM DESTİ ODUNUN KURUSU SUYUN DURUSU İSTANBUL BAROSU LAİKLİK PANELİ TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI KERKÜK BARZANİ’YE HOYRATLAR BİZE Mİ? CHP ’NİN YERİNE TAKLİDİ Mİ KONDU? MEZHEP MAKYAJLI ETNİK STRATEJİ UYUM MUCİZESİ Din Makyajlı Etnik Strateji AYRIŞMA DİNAMİĞİ NASIL İMAL EDİLİR SECCADEYİ İSLAMIN KABE’ SİNDEN KAPİTALİZMİN KABE’SİNE ÇEVİRMEK TÜRK ULUSUNU YENİDEN ERGENEKON’A KAPATMAK Postmodern Açılımın Turfanda Meyvesi MEHMET’İ HANGİ KURŞUN ÖLDÜRDÜ  TÜRKİYE’NİN SERMAYESİNDEN SERMAYENİN TÜRKİYE’SİNE İngilizce Ninnilerle (Uyutayım seni, büyüteyim seni, eğiteyim seni...) 90. Yılında Lozan İngilizce Ninnilerle
Yol Tarifi